Slender: The Arrival İncelemesi

OG-site-YT-banner

Cosplay etkinlikleriyle olsun, internetteki montajlı fotoğraflarıyla olsun veya YouTube’da açtığı akım ile olsun mutlaka herkes Slender Man adını duymuştur. Slender Man aslında 2008 yılında bir forum sitesinde yaratılan ve fotoğraflara yapılan montaj ile insanları korkutmayı amaçlayan bir korku öğesiydi. Fakat daha sonra Slender Man akımının tutması ile bir bağımsız oyun yapımcısı bu karakteri hayata geçirmeye karar verdi ve bildiğiniz gibi ilk Slender oyunu olan Slender:  The Eight Pages piyasaya çıktı. Başta benim gibi günümüzün korkutmayan korku oyunlarına alışık olan insanlar oyuna ön yargı ile yaklaşmış olsa da oynayınca içine çeken atmosferi ile ormanda tek başına havasını harmanlayan Slender’ın oyuncu üzerinde yarattığı gerginlik hissi herkesi memnun etti.

ana ekran

Slender: The Arrival ile piyasaya dönüşünü yapan efsanevi karakter tekrardan bizi korkutmaya hazır. Serinin ikinci oyunu olan The Arrival’da, arkadaşına baş sağlığına gitmesiyle bir anda olayların içine çekilen bir kadını kontrol ediyoruz. Hikâye Lauren isimli karakterimizin yakın arkadaşı olan Kate’i, annesinin ölümü üzerine yanında bulunmak için ziyarete gitmesi ile başlıyor. Arkadaşının saldırıya uğradığını anlayan karakterimiz, arkadaşına ne olduğunu bulmak ve onu kurtarmak için ipuçlarını topluyor ve böylece klasik denilebilecek Slender senaryosu başlamış oluyor.

Adsız

Toplamda beş bölümden oluşan ve kısa bir oyun süresine sahip olan The Arrival’ın ilk bölümü olan Prologue’da yolumuza devrilen bir ağaç yüzünden arabamızdan ayrılıp video kameramızı açarak (kim olsa aynısını yapardı değil mi?) ormanda yürüyüşe geçip oyuna başlıyoruz. İlk durağımız olan Kate’in evine vardığımızda hava kararmaya başlıyor. Burada oyunun genelinde yaptığımız gibi evin içindeki ipuçlarını toplamamız ve can dostumuz fenerimizi bulmamız gerekiyor. Can dostu dememin nedenini ilerleyen bölümlerde tek ışık kaynağınız feneriniz olunca anlayacaksınız. Eski oyundan da izler içeren The Arrival, hem bize nostalji yaşatmak hem de benim görüşümce oyun süresini kolay yoldan uzatmak için Eight Pages isimli bir bölüme bile sahip. Bildiğiniz gibi bu bölüm Slender Man’in çizimlerini içeren kağıtları toplamakla geçiyor.

Evden Bir Sahne

Oyun süresine kısa demiştik ama ne kadar kısa? Şunu söyleyebilirim ki ilk bölümü oyunu keşfede keşfede ilerlememe rağmen 15 dakikada bitirdim ve ben checkpointe geldiğimi sanırken bir de baktım ki bölüm geçmişim. Diğer bölümler bu kadar kısa sürmesede günlerce oynanacak bir Slender oyunu hayaliniz olmasın çünkü sürekli oynayışta 3-4 saate bitecek bir oyun.

Oynayıştan bahsetmek gerekirse oyundaki yalnızlık, korku ve gerilim atmosferini oyuncuya gayet iyi hissettiren The Arrival, grafik kalitesindeki önemli artış ile sizi iyice içine çekiyor. Arkanızdan yaklaşan ayak sesleri, aniden başlayan ve siz durunca kesilen inlemeler ve çığlıklar, oyuncuyu yüksek oranda strese ve gerilime sokuyor –ki bu da bizim istediğimiz şey. Bunların yanısıra etrafta bulunan çizimler ve yazılar da beni gayet gerdi.

Oyunun geneli gece geçse de ilk başladığınızda henüz hava aydınlıkken sistemi ultraya alıp ormana bir göz atın derim. Yaprakların dalgalanış efektleri ve rüzgar sesleri sizi kendinizden geçirecek. Oyunun başında bu dediklerimi yapmanız daha iyi olur zira tek ışık kaynağınız elinizdeki fener iken etrafı pekiyi seyredemeyebilirsiniz.

İlk oyuna göre ciddi oranda artış gösteren grafik kalitesi gerçekten oynayışta büyük fark yaratmış. Basit bir detay olan elinde kamera tutan gölgemiz bile oyun atmosferinde ayrı bir etki yaratıyor. (Gölgemi Slender sanıp korktuğum an yok desem yalan olur)

gölgemiz

Oyunla ilgili birkaç hayati ipucu vermem gerekirse, söyleyebileceğim ilk şey “gördüğünüz her şeye dokunmayın” olur. Spoiler vermemek için bu detayı deneyin görün diyerek geçiyorum. Bunun dışında fenerinizi kapatmanızı önermem. İlk aldığınızda birkaç kere aç-kapat yapıp hevesinizi alın sonrasında açık kalsın çünkü “karanlık” Slender’ı çeken bir etmen. Fakat Slender peşinizde ise bu sefer tam tersi ışık onu size çekecektir bunu da unutmayın. (Zaten o atmosferin esiri olunca feneri kapatmak isteyen manyakların çıkacağını pek sanmıyorum.) Son olarak da en önemli oynayış ipucu, “SAKIN ARKANA BAKMA”..

 

Sonuç olarak Slender: The Arrival’a bir puan verecek olsam 8/10 verirdim çünkü oyun amacına gerçekten ulaşıyor. Oyun süresi kısa olabilir ya da senaryo biraz klişe olabilir fakat eğer oynarken kasılıyorsanız oyun görevini iyi yapıyor demektir ve ben oyun esnasında gayet bariz bir şekilde kasıldım. Gerçekten korkutan korku oyunlarının parmakla bile sayılamayacak kadar az olduğu bu kıtlık döneminde, eğer gerilime ve korkuya hasret kaldıysanız Slender: The Arrival’a bir göz atmanızı tavsiye ederim. En kötü ne olabilir ki?

You might also like More from author

Comments

Yükleniyor...